Kullanıcı Adı:
Parola:
Bilgi Hatırlatma Yeni Üyelik
Beğen
Paylaş
Sayfa: Site:
Görüntülenme: 23363
efendimizin çocukları
2009/03/10 16:51
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Efendimizin hayatı ve aynı derecede ailesi ve sahabe hayatları şu an en çok araştırdığım ve öyle yüzeysel değil sindire sindire öğrenmek istediğim bi konu.Bunu düşünerek Efendimizin çocuklarını ekledim ve daha sonrada hanımları ve sahabe hayatlarından kesitleride eklemeyi istiyorum.Sizlerden ilgisi olanların katkıları olursa beni de ayrıca mutlu eder.

Rasûl-i Ekrem Efendimizin üçü erkek Kasım, Abdullah, İbrahim dördü kız olmak üzere yedi çocuğu doğmuştur. Bunlar doğuş sırasıyle (Kasım, Zeyneb, Rukayye, Ümmü Külsûm, Fâtıme, Abdullah, İbrahim) isimlerini taşımışlardı. Bu yedi çocuğun altısı Hazreti Hadîceden, yedincisi Mısırlı Hazreti Mâriyeden idi.

1) Kasım:

Rasûl-i Ekremin ilk çocuğu Kasım idi. Bu sebepten künyesi: Ebül-Kasım (Kasımın babası) oldu. Hazreti Peygamber, Ebûl-Kasım adiyle çağırılmasın-dan hoşlanırdı. Ashab da kendisini bu isimle çağırırlardı. İbni Sa'de göre, Kasım iki sene yaşadı. Mekkede vefat etti. Rasûl-i Ekremin çocukları içinde ilk ölen: Kasım oldu.

2) Zeyheb:

Peygamberimizin en büyük kızıydı. Kasımdan sonra doğmuştu. Zeyneb doğduğu zaman, Rasûl-i Ekrem otuz yaşındaydı. Mekke'de doğmuş olan Zeyneb, Hicretin sekizinci senesi Medine'de vefat eyledi. Otuz yaşında bulunuyordu.

Zeyneb, önce, teyzesinin oğlu Ebûl'as ile evlenmişti. Ebûl as bidayette müşriklerden ayrılmadığı için, "Bedr" gazvesinde müslümanların eline esir düşmüş, kurtulunca, Zeynebi Medine'ye göndereceğine söz vermişti. Rasûl-i Ekrem, ailesini getirmek için, "Harise oğlu Zeyd"i göndermişti. Zeynebi Medine'ye götüren Zeyd oldu. Zeyneb Medine'ye gitti ve fakat zevci Ebûl'as Mekke'de kaldı.

Ebûl'as, bir seriyye esnasında yine müslümanların eline esir düştü ve fakat Hazreti Zeyneb'in himayesi sayesinde serbest bırakıldı.

Ebûl'as, ikinci defa esirlikten kurtulunca, Mekke'ye gitti. Emanetleri sahiplerine verdikten sonra, müslümanlığı kabul etti. Medine'ye hicret eyledi. Müslüman olduğu için nikâhları yenilendi. Ebûl'as, Hazreti Zeynebe iyi muamele ederdi. Bu yüzden, Rasûl-i Ekremin takdirini kazandı. Zeyneb, kocasına tekrar kavuştuktan sonra çok yaşayamadı. Vefatında, cenazesi "Ümmü Eymen" ile "Hazreti Sevde" tarafından yıkandı. Namazını Rasûl-i Ekrem kıldı. Mezarına Ebûl'as indirdi.

3) Rukayye

Rasûl-i Ekremin ikinci kızıydı. Doğduğu zaman Hazreti Peygamber Efendimiz, otuzüç yaşında bulunuyordu. Rukayye babasının Peygamberliğinden önce, Ebûlehebin oğlu, Utbe ile nişanlanmıştı. Rasûl-i Ekrem, halkı İslama dâvete başlayınca Ebû leheb, oğlunu çağırdı:

- "Oğlum! Muhammed'in kızından ayrılmıyacak olursan, ben senden ayrılırım." dedi. Utbe de babası Ebûlehebin teşvikiyle "Rukayye"yi bıraktı. O zaman Rukayye, Hazreti Osman ile evlendi. Habeşistana göç eden ilk kafileye Hazreti Osman, zevcesi Hazreti Rukayye ile birlikte katılmışlardı. Hazreti Osman, Habeşistandan Mekke'ye dönmüş, oradan da Medine'ye hicret etmişti. Rukayye, Bedr gazası günlerinde hastalanmış, bu yüzden Hazreti Osman, Bedr muharebesinde bulunamamış, hattâ zevcesi başında kaldığı için, mazeretliler arasına konulmuştu.

Bedr gazası zaferini Harise oğlu Zeyd, Medineye ulaştırdığı gün, Hazreti Rukayye vefat etmişti. Rasûl-i Ekrem de, Bedr savaşı yüzünden, kızı Rukayyenin cenazesinde bulunamamıştı.

4) Ümmü Külsüm:

İslâmiyet gelmeden önce doğdu. Annesi hazret-i Hadîce’dir. Ümmü Gülsüm İslâmiyet gelmeden önce Ebû Leheb’in ikinci oğlu Uteybe ile nişanlanmıştı. İslâmiyet gelince Ebû Leheb îmân etmedi ve İslâmiyetin çok azgın bir düşmanı oldu. Onun hakkında (Tebbet) sûresi nâzil olunca oğluna Ümmü Gülsüm’den ayrılmasını söyledi. O da babasını dinliyerek ayrıldı.

Bedr gazasının sonunda, Hazreti Rukayyenin ölümünden bir yıl sonra, Hicretin üçüncü yılı, Hazreti Osmanla evlendi.

Buhârînin bildirdiğine göre, Hafsa dul kalınca, Hazreti Ömer, Osman'a müracaat ettiği zaman, Hazreti Osman tereddüt etmişti. O zaman Rasûl-i Ekrem, Ömere:

- "Ben sana Osman'dan, Osman'a da senden daha iyi bir adam bulacağım. Kızını bana ver, ben de kızımı Osman'a vereyim."

demişti .

Hazreti Osmanla evlenen Ümmü Külsûm, onunla altı yıl beraber yaşadı. Hicretin dokuzuncu senesi vefat etti. Cenaze namazı Rasûl-i Ekrem tarafından kılındı. Hazreti Ali Hazreti Fadl ve Hazreti Üsâme tarafından gömüldü.

Hazreti Osman, Rasûl-i Ekremin iki kızı: Rukayye ve Ümmü Külsûm ile evlendiği için, "İki nur sahibi" mânâsına "Zinnûreyn" sıfatını kazanmıştı:

5) Fâtıme:

Rasûl-i Ekremin en küçük ve fakat en sevgili kızıydı. İlâhî vahiy ilk geldiği zaman, Mekke'de doğdu. Hicretin ikinci senesi Medinede Hazreti Ali ile evlendi. Evlendikleri zaman Hazreti Fâtıme 15, Hazreti Ali 24 yaşındaydı. Rasûl-i Ekrem, kızı Fâtıme için, yatak çarşafı, iki değirmen, bir su tulumu hazırlamış, Hazreti Fâtıme, değirmenlerle su tulumunu, bütün ömrü boyunca kullanmıştı.

Rasûl-i Ekrem Hazreti Ali ile Hazreti Fâtımenin iyi geçinmesini ister, aralarında ihtilâf çıkarsa, onları barıştırırdı. Bir gün Ali, Fâtımeye şiddetli bir muamelede bulunmuş, Fâtıme de Rasûl-i Ekreme başvurarak Ali'yi şikâyet eylemişti. Fâtımeden sonra, Ali gelmiş, o da Fâtıme'yi şikâyette bulunmuş, fakat Rasûl-i Ekrem ikisin de barıştırmıştı.

Bir defa da, Hazreti Ali ikinci bir zevce almaya kalkmış, bunu haber alan Rasûl-i Ekrem çok üzülmüş bir hutbesinde;

- Benim kızım benim ciğerparemdir. Kızımı kederlendiren her şey, beni de kederlendirir" demiş, bunun üzerine Hazreti Ali teşebbüsünden vazgeçmiş, Hazreti Fâtımenin sağlığında başka bir kadınla evlenmemişti:

Hazreti Fâtıme, Hicretin 11 inci senesi, babasından altı ay sonra vefat eyledi. Rasûl-i Ekrem Efendimizin irtihalinde kızı yirmibeş yaşındaydı.

Rasûl-i Ekrem, kızı Fâtımeyi çok severdi. Hastalığı sırasında onu yanına çağırdı. Kulağına fısıldadı. O zaman Fâtıme ağladı. Sonra yine fısıldadı. Bu sefer, Fâtımenin yüzü güldü. Hazreti Âişe sordu. Hazreti Fâtıme de:

- "Önce, Rasûl-i Ekrem, hastalığı sonunda öleceğini söyledi: Ağladım. Sonra, ailesi içinde kendisine ilk kavuşacak olanın ben olduğumu haber verdi: O zaman da sevindim."' diye cevap vermişti:

Rasûl-i Ekrem Efendimizin soyunu yaşatan Hazreti Fâtıme oldu. Fâtımenin beş çocuğu oldu: Hasen, Hüseyn, Muhsin, Ümmü Külsûm, Zeyneb isimlerinde idi. Bunlardan Muhsin, küçükken vefat etmişti.

6) Abdullah:

Hicretten önce, onbirinci senesi Mekke'de doğdu: Üç ay yaşadı. Küçükken öldü. "Tâhir ve Tayyeb" Abdullahın diğer isimleriydi.

7) İbrahim:

Rasûl-i Ekremin en küçük çocuğu ve en küçük oğluydu. Hicretin sekizinci senesi Medine'de doğdu. İbn İshaka göre, Resûl-i Ekremin İbrahimden başka bütün çocukları, Peygamberlikten önce doğmuşlardı. İbrahim, Mısırlı Hazreti Mâriyeden dünyaya gelmiş, Hazreti Âişenin rivayetine göre, onyedi veya onsekiz aylıkken vefat etmişti.

Rasûl-i Ekrem, İbrahimin doğumundan çok memnun olmuş, yedinci günü bir ziyafet vermiş, fukaraya sadaka dağıtmış, oğluna Hazreti İbrahimin adını takmıştı. Çünkü:

Rasûl-i Ekremin Hazreti Hadîceden doğmuş olan erkek çocukları küçük yaşlarındayken ölmüşlerdi. Diğer zevcelerinden de evlâdı olmamıştı.

Ebû Rafiın zevcesi Selmâ, yeni doğan İbrahime sütannelik yapmıştı. Buhârî, "Ümmü Seyf'in ibrahimi emzirdiğini bildirmektedir. Rasûl-i Ekrem, sütanneye uğrar, İbrahimi görür, okşar ve öperdi.

İbrahim, Ümmü Seyfin evinde öldü. Hazreti Peygamber, çocuğunun hastalığını duyunca, Avfoğlu Abdurrahmân ile onun yanına gitmiş, İbrahimin ölüm pençesinde kıvrandığını görünce, dayanamamış ağlamıştı. Abdurrahmân:

- "Yâ Resûlallah! Ne yapıyorsunuz," deyince, Rasûl-i Ekrem:

- "Şefkat duygularım galeyana geldi. " buyurmuştu.

Rasûl-i Ekrem, oğlunun cenaze namazını kılmış, Abbâs oğlu Fadl, Zeyd oğlu Üsâme, Maz'un oğlu Osman, İbrahimi mezarına indirmişti.Beki' meza lığına gömüldü.

İbrahim öldüğü zaman güneş tutulmuştu. Halk, güneş de mateme katıldı, deyince Rasûl-i Ekrem:

- "Güneş ile ay, Allahın âyetlerindendir. Bir fânînin ölümü yüzünden tutulmazlar!" diye hitapta bulunarak, müslümanları böyle yanlış anlayışlardan uzaklaştırmışlardı.

Peygamber kızı olmak
2009/03/12 16:11
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Güneş, yakın yıldızlarını biraz daha yaklaşmaya çağırdı kendine. Sonra abasının kanatlarını açıp şefkatle sardı onları. Olacak gibi değil ama oldu, güneş sisteminin en parlak yıldızları bir örtünün altında toplandılar. Dudakları kilitlendi heyecandan. Nefesleri kalp çekicinin altında şekilden şekle girdi. Işıklarını aldıkları kaynağa bu kadar yakın olmamışlardı hiç. Aynı abanın altında olmak, evrendeki değerlerini yeniden belirlemişti. Yalnız onlar değil, bütün kâinat nefesini tutmuş güneşin dudaklarının kımıldamasını bekliyordu. Ve güneşin dudakları kıpırdadı : " Allahım! Bunlar benim Ehl-i beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl!" Bu duayı işiten yıldızlar sevinçle sokuldular güneşlerine. Hz. Fâtıma, Hz. Ali,  Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamberin abasının altında gülümsediler. Bu âile fotoğrafı, albümlerinin ilk sayfasını süsledi inananların. Zira bu sayfaya bakmadan öteki sayfaları anlamak imkânsızdı. Bu fotoğrafta Son Peygamber; hem baba, hem dede, hem kayınpederdi. Bu fotoğrafta Ali; hem eş, hem baba, hem damattı. Bu fotoğrafta Hasan ve Hüseyin; hem oğul, hem torundular. Bu fotoğrafta Fâtıma; hem anne, hem eş, hem çocuktu.

Çocuktu ve yapılanları anlayamıyordu. Koşuyor ve küçük elleriyle babasının sırtına atılan pislikleri temizlemeye çalışıyordu. Nasıl yaparlardı bunu! Hem de Kâbe'nin karşısında secdedeyken! Ondan daha temizi yokken nasıl yaparlardı! Fâtıma, babasının mübarek sırtına konulan deve işkembesini tuttuğu gibi fırlattı müşriklere. Son Peygamber namazını bitirip ellerini göğe kaldırdı. "Allah'ım Kureyş'i sana havale ediyorum!"dedi üç kez. Sonra sarıldı Fâtıma'ya. " Babasının Anası" diye sevdiği cana. Öptü yanaklarından, başını okşadı. Fâtıma ne kadar başkaydı! Peygamberlik gelmeden bir sene önce vermişti Yaradan onu. En küçük kızıydı Nebî'nin. Aydınlık yüzlü bir kız! Bu yüzden "Zehrâ" dendi ona. Sonra büyüdü, genç kız oldu. İffetli bir kız! Bu yüzden "Betül" dendi ona.

Betül'ü eş olarak istediler Son Peygamber'den. O Ali'ye layık gördü. Hz. Ali, Bedir Savaşı'nda ganimetten payına düşen zırhı satarak mehrini verebildi Hz. Fâtıma'nın. Çeyize gelince, hiçbir gelin onun kadar kanaatkâr olmadı; içi hurma lifi doldurulmuş deri bir yastık, iki el değirmeni, deriden yapılma iki su kabı... Bu kaplarla su verecekti birer yıl arayla dünyaya gelen Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e, bu kaplarla Uhud'ta gazilere su taşıyacaktı. Ne müthiş bir gündü o! Yalnız beraberindeki on hanımla beraber su ve yiyecek taşımıyor, hemşirelik de yapıyordu o büyük sınavda. Bir zamanlar babasının sırtını temizlemeye çalışan küçük eller büyümüş, bu kez babasının kanını dindirmeye çalışıyordu külle.

Rasûlullah'ın göz bebeğiydi o. Kendisini her bakımdan örnek alan, konuşmasıyla, hayasıyla, yürüyüşüyle bir peygamber kızı olduğunu gösteren Fâtıma'nın üzerine titrerdi Allah'ın elçisi. Yolculuğa çıkarken biraz daha fazla görebilmek için en son onunla vedalaşır, yolculuktan döndüğünde ise özlemle ilk olarak ona koşardı. Fâtıma'yı görmek "sevinç" demekti Son Peygamber için. Evine geldiğinde ayakta karşılardı onu. Can parçasının yanaklarından öper, sonra elinden tutup kendi yerine oturturdu. Fâtıma'nın evini ziyaret etmek ise ayrı bir sevinçti O'nun için. Çünkü o evde damadı Ali, torunları Hasan ve Hüseyin de vardı. Hepsi yarışırdı Muhammed (sav) muhabbetinde. Her seferinde damadıyla kızının arasına oturur, yalnız kaldıklarında "Beni daha çok seviyor!" diye tatlı tatlı çekiştiklerinden haberdar dengeyi sağlardı aralarında.

Hz. Peygamber her işte bir orta yol, bir denge gözetirdi. Sevgisi hiçbir zaman adaletine gölge düşürmemişti. "Kızım Fâtıma bile yapmış olsa uygularım," diyerek sosyal statüsü ne olursa olsun insanlar arasında ayrım yapılmasına karşı çıkar, hukukun üstünlüğünü savunurdu. Sevgili kızı ve damadının bir hizmetçiye ihtiyaç duyduklarını söylemeleri üzerine, bu isteklerinden kendilerinden daha yoksul olan "Ehl-i Suffe" adına feragat etmelerini talep etmiş, bunun yerine yatmadan önce her gece otuz üçer defa "Sübhanallah", "Elhamdulillah" ve " Allahuekber" demelerini salık vererek, bunun bir hizmetçiden daha çok kendilerine yardım edeceğini hatırlatmıştı.

Ah ayrılık vaktinin geldiğini can parçasına nasıl da hatırlatmıştı! Kur'ân-ı Kerîm'i Cebrâil (a.s.)'la yılda bir kez karşılıklı okuyorlardı ama son sene iki kere bir araya gelmişlerdi. Ayrılığa bir işaret sayılabilirdi bu. Hz. Fâtıma bu sözleri duyar duymaz gözyaşlarına boğulmuş, bunun üzerine Hz. Peygamber, kendisine ailesinden ilk olarak onun kavuşacağını söyleyerek teselli etmişti onu. Ölümle teselli olur mu! Kavuşulacak olan Son Peygamberse olur elbette. Ah nasıl üzülmüştü ayrılık vaktine Fâtıma! Ah nasıl sevinmişti adı "ölüm" olsa bile buluşma vaktine...

"Fâtıma benim parçamdır," demişti Hz. Peygamber. Hastalığı ağırlaşıp parçasından ayrılma vakti yaklaştığında Fâtıma "Ah babacığım! Vay babamın başına gelenler!"diyerek gözyaşı dökmeye başlamış, Kâinatın Efendisi, "Bugünden sonra baban hiç dert çekmeyecek güzel yavrum!" diye son kez teselli etmişti onu. Sonunda vakit gelmiş, gözler yeniden yaşlarıyla birleşmiş can parçasının dilinden şu sözler dökülmüştü: "Babacığım Rab Teâlâ çağırdı ve hemen koştun! Firdevs cenneti senin yurdundur şimdi! Cebrâil'e teslim ettik seni!"

Ah sevgi! Neler söyletiyor Fâtıma anamıza definden sonra: " Rasûlullah'ın üzerine çarçabuk toprak atmaya eliniz nasıl vardı! Nasıl razı oldu gönlünüz!" Hz. Fâtıma'nın gönlü  uzun bir ayrılığa razı olmadı. Babasının müjdesi bu sözleri söyledikten beş buçuk ay sonra gerçekleşti. "Fâtıma benim bir parçamdır. Onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen beni üzmüş olur," demişti Nebî. Aylar  binek olup taşımıştı Fâtıma'yı Ramazan'a. Ve Ramazan'da  parça aslıyla bütünleşmişti.

 

                                                                                                                                                                       A.Ali Ural

Efendimiz(s.a.s.)'in Soyu
2009/04/21 9:30
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! 6,7 (2 oy)

PEYGAMBERİMİZ'İN TEMİZ SOYU:
Peygamberimiz Hz. Muhammed[s.a.v.]Araplar arsında en eski ve asaletli bir aile içinde doğdu.Babası Kureyş kabilesine mensup Haşim oğullarından Abdulmuttalib'in oğlu Abdullah,annesi Beni Zühre kabilesinden Veheb'in kızı Amine'dir.Gözleri nurlandıran ve gönüllere iman hüzmelerini saçan hidayet güneşi,insanlık alemi,cehaletin karanlığı içinde bunaldığı ve yanık gönüller kendilerine bir kurtarıcı ve selamet yolunu gösterecek bir mürşid aradığı devirde alemlere rahmet olmak üzere gönderildi.Bu hakikati Cenab_ı Allah Kur'an_ı Kerim'in Enbiya Suresinin 107.ayetinde;"Ey Habibim!Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik",Peygamberimiz'in temiz bir soydan geldiğini de,Tevbe Suresinin 128.ayetinde işaret buyurarak;"Ey insanlar!İnanınız ki,sizin kendi cinsinizden soyu en temiz bir peygamber geldi.O azizdir,yüksek şeref sahibidir.Bütün mü'minlere çok şevkatli ve pek merhametlidir."buyurur.
PEYGAMBERİMİZ'İN NESEP SİLSİLESİ:
Peygamberimiz'in nesep silsilesi tarihte pek az kimselere müyesser olacak kadar tam bir sıhhat ve isabetli mazbuttur.Peygamberimiz'in nesep silsilesini Buhari Şerif şöyle sıralar:
Muhammed[S.A.V.]

1.Abdullah
2.Abdülmuttalib
3.Haşim
4.Abdimenaf
5.Kusay
3.Kilab
7.Mürre
8.Ka'b
9.Lüey
10.Galib
11.Fihr
12Malik
13.Nadr
14Kinane
15.Kuzeyme
16.Müdrike
17.İlyas
18.Mudar
19.Nizar
20.Ma'd
21Adnan
Resul_i Ekrem Efendimiz'in bu nesep silsilesi cümhur ulemaca ittifakla kabul edildiği gibi,Adnan ile Adem arasındaki secere silsilesi de ehl_i kitap müverrihleri arasında meşhur ve tarih kitaplarında mezkurdur.Yukarıda zikrolunan isimler Peygamberimiz'in adından başlayıp babadan sonra devam eden cedd_i kiramıdır.
PEYGAMBERİMİZ'İN DOĞUM YERİ VE YILI:
Peygamber Efendimiz'in doğum ayının Arabi aylardan Rebiülevvel'in onikinci Pazartesi gecesi olduğu söylenmektedir.Ancak yapılan ilmi araştırma neticesinde Hz.Muhammed'in doğum tarihinin Miladi 571 senesinin 20 Nisan'ına tesadüf eden Rebiülevvel ayının 8.Pazartesi günü sabaha karşı dünyaya geldiği tesbit edilmiştir. Peygamberimiz 571 yılında Mekke'de Beni Haşim mahallesinde bulunan sevimli bir evde dünyaya geldiler.Bu güzel evbabası Abdullah'dan kalmıştı.Bilahare Mekke'den Medine'ye hicret ettikten sonra amcasının oğlu Akil'in zimmetine geçti.Tekrar Mekke şehri fethedildikten sonra Akil islamiyeti kabul ettiği için Peygamberimiz baba yadigarı olan evini amcasının oğlı Akil'e bağışladı.DAha sonraları Harun Reşid'in anası Heyzüran Hanım bir hac esnasında Mekke'ye geldiğinde Peygamberimiz'in doğduğu evi satın alarak yerine bir mescid yaptırdı.O gün Allah'ın Peygamberi'ne ev olan bu kutu mekan,bugün Allah'ın evi olarak devam etmektedir.
PEYGAMBERİMİZ'İN KUR'AN'DA BİLDİRİLEN MUHAMMED VE AHMED İSİMLERİ:
Peygamberimiz'in asıl adı Muhammed'dir.Bu güzel adı dedesi Abdulmuttalib vermiştir.Resulullah'ın doğumu üzerine bir ziyafet veren dedesi Abdulmuttalib,davetlilere hitaben şöyle konuşmuştur: "Aziz misafirler!Bu sofra,yeni dünyaya gelen yavrumun şeref ve sevinç sofrasıdır.Ümid ediyorum ki,Beni Haşim yurdunda açılan sofra bütün insanlık alemi için serilecek hidayet sofrasına mebde teşkil eder.Adını Muhammed koydum,Allah'ın gökte,insanlarında yeryüzünde övmelerini temenni ederim."Peygamberimiz'in en meşhur isimleri Muhammed'le Ahmed'dir.Bu adlar Kur'an'da bildirilmiştir.Muhammed adı Fetih suresinde"Resulullah"diye tavsif olunduğu gibi,Ahmed adı da Saf Suresinin 6,ayetinde şöyle haber verilmiştir: "Ya Muhammed!Meryem oğlu İsa'nın Beni İsrail'e şu şekilde konuştuğunu hatırla:Ey İsrail oğulları!Ben size Allah'ın Resulüyüm.Önümde Tevrat'ın umdelerini tasdik ederek ve benden sonra gelecek Ahmed adlı bir Peygamberin müjdecisi olarak geldim." Peygamberimiz'in kendi adını taşıyan Kur'an suresinde de Muhammed ismi geçmektedir.Her iki ismin de lugat manası,"Hamd"maddesine dayanmaktadır.
PEYGAMBERİMİZ'İN SÜT ANNELERİ:
Peygamberimiz doğmadan,babası Abdullah vefat etmişti.Annesi Amine Hatun bin ümitle bir evlat bekliyordu.Her gece olduğu gibi son gece de evinin penceresinden Mekke şehrini çevreleyen yalçın kayalara akseden ay ışığını seyrediyordu,biraz ilerdeki Kabe'nin azmetini düşünüyor ve dua ediyordu.Bütün insanlar uykuya dalmış,tabiat sükun halinde,güneşin hareketleriyle ısınan kumlar gecenin rüzgarıyla serinliyordu.Fakat Amine Hatun uyanıktı,daha doğrusu uyuyamıyordu.Sevinç ve heyecan ruhunu sarmıştı.Bu gece başak bir gece idi,çünkü Hazret_i Muhammed'in doğum gecesi idi.Vakit ilerledikçe Amine Hatun heyecanlanıyor,yalnızlığın verdiği hisle penceresinin kanadını açarak,ılık ılık esen rüzgarların kır çiçeklerinden getirdiği nefis havayı adeta yudum yudum içiyordu.Artık sabah yaklaşmıştı.Hidayet Güneşi'nin doğma zamanı gelmişti.Feci patlamış,her tarafa feyiz fışkırıyordu,adı güzel Muhammed[s.a.v.]iki cihanın güneşi olarak dünyaya geldi. Resul_i Ekrem Efendimiz'i evvela validesi Hazret_i Amine emzirmiştir.Sonra da Süveybe ile Halime adındaki hanımlar emzirerek süt analığı yapmışlardır.
PEYGAMBERİMİZİN GÜZEL AHLAKI:
Peygamberimiz insanlık alemi için ahlak örneğiidi.Bu gerçeği Cenab_ı Allah Kur'an_ı Kerim'inde şöyle buyuruyor: "Ya Muhammed!Ne büyük bir ahlaka sahipsin" Peygamberimiz de bu hususu şöyle açıklar:"Ben ancak güzel huları tamamlamak için gönderildim."Resul_ü Ekrem Efendimiz çocukları çok severdi.Hiç kimsenin gönlünü incitmezlerdi.Şefkati sonsuz,merhameti pek boldu.Muhtaçların yardımına koşar,düşkünlerin elinden tutardı.Hastaları ziyaret eder,yakınlarını ihmal etmezdi.Kendisi için sevdiği bir şeyi başkaları için de arzu ederdi.Evine,ailesine çok bağlı,hanımlarına karşı pek muhabbetli idi.Komşularıyla iyi geçinir,misafirlerine ziyadesiyle ikram ederdi.Az konuşur,çok düşünürdü.Kur'an okumaktan haz duyar,ibadet etmekten zevk alırdı.Çalışmayı ibadet sayar,ilim öğrenmeyi farz ederdi.Rızkın helalini ticarette arar,san'ata önem verirdi.Beden temizliğini çok sever,ruh temizliğini pek överdi.Kılık kıyafeti muntazam,evi barkı intizamlı idi.Sözünde sadık,sohbetinde samimi idi.

Yanıt: Efendimiz(s.a.s.)'in Soyu
2009/04/22 17:35
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

efendimize iyi varsın demek istyorum (saçmalamış olabilirim ama anlayamazsınız ki beni:S)

kutlu doğum haftanız kutlu olsun diyorum  yazı için teşekkür ederim

hiç böyle dostunuz oldu mu?
2010/03/15 11:47
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

Daima düşünceli idi.
Susması konuşmasından uzun sürerdi; lüzumsuz yere konuşmaz

konuştuğunda ne fazla, ne de eksik söz kullanırdı.
Dünya işleri için kızmazdı. Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
Kötü söz söylemezdi. Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı.

Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
Kendisini üç şeyden alıkoymuştu;

Kimseyle çekişmezdi, çok konuşmazdı, faydasız bos şeylerle uğraşmazdı.
Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi; hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Hiç kimseyi ne yüzüne karsı, ne de arkasından kınamaz, ayıplamazdı,


kimsenin kusurunu araştırmazdı.

Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.
Yanında en son konuşanı, ilk önce konuşan gibi dikkatli dinlerdi.
Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse O da güler,

bir şeye hayret ederlerse O da onlara uyarak hayret ederdi.
Gerçeğe aykırı övmeyi kabul etmezdi. Her zaman ağırbaşlıydı.

Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı.
Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.

Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü, ayaklarını yerden

canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar,


yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.
Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.
Bir gün kendisinden yasça küçük bir dostunun omuzlarından tutarakşöyle demişti

"Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yaşa!"
 

Her zaman hüzünlü ve mütebbessim bir haletle dururdu,
yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık olurdu.
Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü söz ağzına almadı.
Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.
Fakirlerle birlikte yerdi, öyle ki onlardan ayırt edilmezdi.
Önüne ne konulursa yerdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.
Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez,

bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.
Sabahları evinden çıkarken şöyle söylerdi:

"İlahi doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan,

kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa maruz kalmaktan,


saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım."

 

 

Sıradan değildi; Sıradan insanlar gibi yaşadı.

İŞTE O PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM İDİ.

 

 

Peygamberimize ait pratik değerler
2010/05/14 14:58
Bildir! Alıntı ile cevap yaz Oyla! (0 oy)

1- O, dedesi Hz. İbrahim' in duası, Hz. İsa' nın müjdesiydi.

2- O, kendisinden bahsederken “Ben Muhammedim” buyururdu.

3- Diğer bir ismi Mahi' dir. Zira Allah onunla batılı ve küfrün karanlığını gidermiştir. Mahi; kötülüğü yok eden, gideren demektir.

4- O, cahiliye dönemin de bile -Peygamber olmadan önce de- hiçbir puta tapmadı.

5- Hayatında -Peygamberlikten önce de- hiç içki içmedi.

6- Vahiy almadan önce, apaydınlık rüyalar görürdü. Gördüğü rüyalar sonra çıkardı.

7- İlk zamanlarda -Peygamberlikten önce- yalnızlığı severdi. Hira'ya çekilir, orada kendince ibadet ederdi. İlk vahyini (Alak'ı) orada aldı.

8- Görenleri etkileyen bir görüntüsü vardı. O'nu gören kendine çekidüzen verme ihtiyacı duyardı.

9- Üzerinde daima parlak bir ışık yüzünü aydınlatırdı.

10- Ne garipsenecek kadar uzun, ne de kısaydı. Orta boyluydu.

11- Başı büyükçeydi.

12- Yüzü parlak beyazdı.

13- Sakalı genişçeydi.

14- Ağzı dengeli genişlikteydi. Hitabet gücü çok fazlaydı.

15- Yanakları yüzüne uygun yapıdaydı.

16- Göğsü ve karnı aynı seviyedeydi. Göbeği yoktu.

17- Boynu uzun ve güzeldi.

18- Sakal ve bıyıktaki beyaz tüylerin çekilip alınmasını hoş karşılamazdı.

19- Saç ve sakalındaki beyaz tüyün sayısı 20 civarındaydı.

20- Tatlı ve güzel bir yüzü vardı.

21- Yüzü dikdörtgen değil, yuvarlak -dairemsi- bir yapıya daha yakındı.

22- Göz uçları uzundu.

23- Avuç içi uzundu. Bu özelliği cömertliğine işaret sayılmıştır.

24- Yürürken sakin, vakur yürürdü. Dönerken bütün vücuduyla dönerdi.

25- Daima bir murakabe -düşünce- halindeydi. Gökten çok, yere bakardı.

Ahlakına ait özellikleri:

26- Her karşılaştığıyla selamlaşırdı.

27- Az ve öz konuşurdu. Gerekmedikçe konuşmazdı.

28- Boş vakit geçirmezdi. Mutlaka bir şeyle meşgul olur, daha çok ibadet ederdi.

29- Çok sabırlıydı. Son derece yumuşak karakterliydi.

30- Her türlü nimeti önemserdi.

31- Hak uğruna gazaplanırdı. Kendi şahsı için hiç hesap sormamıştır.

32- Yüzü güleçti. Daimi olarak tebessüm ederdi.

33- Geceyi üçe bölerdi. Birisini Rabbine ibadet için ayırırdı. Diğer bölümünü ailesine ayırırdı. Son bölümünü ise dinlenmekle geçirirdi.

34- Evinden çıktığında, dönünceye kadar kendisini (dini hususları) ilgilendirmeyen sözlerden uzak kalırdı.

35- Birleştirir, insanları kaynaştırırdı. Ayrılıktan, ayırmaktan uzak dururdu.

36- Bir kavmin ileri gelenine ikramda bulunurdu.

37- Arkadaşlarının durumunu sıkça sorardı.

38- Her probleme karşı hazırlıklıydı. Mutlaka çözüm üretirdi.

39- En değer verdiği insan, başkalarının yükünü hafifleten ve sürekli hayra vesile olan kişilerdi.

40- Oturuş ve kalkışında sürekli Allah' ı  anardı. Hatırlatırdı.

41- Bir meclise girdiğinde en uygun olan boşluğa otururdu. Ashabına da böyle hareket etmelerini emrederdi.

42- Cemaatindeki herkesin yararlanacağı şeyler konuşur, her bir insanla özel ilgilenirdi. Kimseyi diğerlerinden ayırmazdı.

43- Biri kendisine soru sorduğunda mutlaka -yürüyor olsa bile- duraksar ve cevabını gülümseyerek verirdi. Sözlerin en yumuşağıyla hareket ederdi.

44- O'nun oturduğu meclise, yumuşaklık, hayâ, sabır ve ölçü hâkimdi.

45- Sokakta, mecliste veya çarşıda sesini yükselttiği görülmemiştir.

46- İnsanların mahremini ve özel hayatını hiç sorgulamazdı. Merak etmezdi.

47- Konuştuğunda insanlar başlarına konmuş olan bir kuşu ürkütmek istemezcesine sessizce dinlerlerdi. O susunca insanlar konuşurlardı.

48- Arkadaşlarının gülüştükleri şeylere O da gülerdi. Arkadaşlarının hayret ettiği şeylere O da hayret ederdi. (Kendini onlardan farklı bir konuma sokmazdı.)

49- Uzaktan gelmiş ve kitle içinde nasıl konuşacağını veya Peygamber' e nasıl muamele edeceğini bilmeyen kişiye anlayacağı dille konuşur ve onu rahatlatırdı.

50- Konuşanın sözünü asla kesmezdi.

51- Her kelimesini üç defa tekrar ederdi. İnsanlar söylediği sözü bir daha asla unutmazlardı.

52- Konuştuğunda O' nu dinleyen herkes ne demek istediğini anlardı. Halkın diliyle konuşurdu. Ağır, ağdalı, şaşaalı, süslü, yaldızlı konuşmalardan hoşlanmazdı.

53- Argo olan, sokak dili olan gayriciddi hiçbir kelime konuşmazdı. Her sözü ciddiydi. İnsanlar O' nun hafif sayılacak hiçbir sözünü duymamışlardı.

54- Düşünerek, ağır ağır ve tartarak konuşurdu. Kelime ve cümleleri birbiri ardınca yuvarlamazdı.

55- Sesi güzeldi.

 

 

Abonelik Bilgisi Abonelik
Google Reklam
izlence: Video Seçkisi
İletişim | Kullanım Şartları | Reklam Bilgileri | Tüm Üyeler | Ne Nasıl Yapılır? | Arama | RSS | Twitter | Facebook

Son Üyeler: gnre, yakupalsancak, ika38, M.MUSA.CELIK42, safak05,
Son Oturumlar: M.MUSA.CELIK42, m1gin, gnre,